Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ekim, 2024 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İstanbul; Sürprizli Şehir

Alkım, analog faaliyetlerden bahsettiğinde aklıma yıllar önce bir söyleşide Yunan yönetmen Theo Angelopoulos’un söyledikleri geldi. Dijital kameralar daha yeni yeni kullanılıyordu. Hepimizde yeniye olan merak, ilgi had safhadaydı. Öte yandan endişelerimiz de vardı. Angelopoulos’a dijital ve analog konusunda ne düşündüğü sorulmuştu. Yanıt yıllardır aklımda; “Dijital dünya zihinsel dokunma, analog ise tensel dokunma”. Hadi ben buna bir de beş duyumuzdan kokuyu ekleyeyim. Karanlık odada siyah beyaz fotoğraf basmanın bir kokusu vardır. Tıpkı sokakların, şehirlerin, şehirlerdeki parkların kokusu gibi. Ya İstanbul’un kokusu? Bazen deniz kenarında yürürken yosun kokusu, bazen kızartma yağında balık kokusu… Ya da nasıl demiş Orhan Veli ; Güzelim bahar rüzgârında, ter kokuları; İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı… Ahh bizim İstanbul… Ne çok değişti yıllar içinde. Değişmeyen ise onun sürprizli yüzü. Bakın size Marmaray’da yaşadığımı anlatayım. Yaş kestirmek konusunda çok iyi değilim ama aşağ...

ANALOG DENEYİMLER

Facebook, 2000’lerin başında ilk çıktığında bana nasıl bir heyecan verdiğini hatırlıyorum. İşten çıkıp bir an önce evdeki bilgisayarımın başına geçmek, eski arkadaşlarımı bulmak istiyordum. Bir süre daha devam etti bu coşku bende. Yeni bir oyuncak bulmuş çocuklar gibiydik, birbirimize çiçekler, yemekler filan gönderiyorduk. En’leri seçiyorduk birlikte, birbirimize takılıyorduk. Henüz akıllı telefonlar hayatımıza girmemişti, dışarı çıktığımızda sürekli bizden ilgi talep eden telefonlara sahip değildik. Hatta beğen tuşu bile yoktu daha. (Ah o “beğen” tuşu ☺) FB ile masumca bir giriş yapan dijital dünyanın hayatımızın orta yerinde bir koloni kurup yaşayacağını nereden bilebilirdik? Dijital dünya, kazanç peşinde, fütursuzca insanın onay arzusunu, zaafını sömürerek davranışsal bir bağımlılık, hatta yorgunluk yarattı bile. Bugün şöyle bir baktığımda dijital dünyayla ilişkimizi, birbirinin yanında coşkuyla değil de daha iyi bir alternatif yaratacağına inancı olmadığından “mecburen” dur...