Her şey yürümekle başladı ☺
Biz yürümeyi seviyoruz. Yürüyoruz çünkü hareket
etmeyi seviyoruz. Yürüyoruz çünkü hayatın akışına karışmayı, sokağın ruh haline
kapılmayı ve yeni tanışıklıkları seviyoruz. Yürüyoruz çünkü başka hikâyeleri
merak ediyoruz, sıkıntılı ruh halimizi merakımıza teslim ediyoruz ve dünyayla
daha çok temas ediyoruz, işaretlere dikkat kesiliyoruz. Duvar yazılarına, yere
atılmış nesnelere, boy boy afişlere, solmuş etiketlere, eski dükkanlarına, esnaf
lokantalarına, unutulmuş çeşmelere bakıyoruz, sokakları bir metin gibi okumaya
çalışıyoruz. Kentin köhnemiş güzelliklerini, zamanın ruhunu yansıtan modern
köşelerini, tuhaf bir uyumla birbirine alışmaya çalışarak yan yana yaşayan
yerlerini keşfe çıkıyoruz. Sokakları dinlemek, araştırmak, yaşamak. Yıkık bir
duvar üstünde, semt kahvesinde soluklanmak, bir kafenin kalabalığına karışmak,
bir parkta ağaçlar altında bir köşede alemi seyre dalmak... Sokaklarda gözümüze
çarpan şeylerin fotoğrafını çekmek ya da yazmak, çizmek, o karşılaşma anını
biraz daha uzatmak.
Artıbirmasa yürüme ve gezme deneyimini zenginleştiren, bir arada
ürettiklerimizi paylaşacağımız kültürel bir platform olma amacıyla doğdu. Biz bu
çağın flanörleri, flanözleri olarak bu karşılaşmalardan bize kalanları
birbirimizle paylaşmak için artıbirmasa’yı kurduk. Masa, bizim masamız,
yürüyüşlerimize, gezilere eşlik ediyor, sizinle, hikâyelerle, fotoğraflarla,
filmlerle zenginleşiyor, “artıbirmasa” oluyor. Masamızda sizin katkılarınızla
yeniden üretiyoruz, konuşuyoruz, yazıyoruz. Çizgilerimizle, kelimelerimizle,
karelerimizle birbirimize ilham veriyoruz. Biz bu dileklerle çıkacağız yola.
Birlikte üretip birbirimizi besleyeceğimiz gezilerin heyecanını duyuyoruz... Her
adım, yeniliğe, düşüncelerimizi özgür bırakmaya bir çağrı...İlk yürüyüş rotamızı
yakında açıklayacağız. Şimdilik bir merhaba olsun bu ☺
Alkım, analog faaliyetlerden bahsettiğinde aklıma yıllar önce bir söyleşide Yunan yönetmen Theo Angelopoulos’un söyledikleri geldi. Dijital kameralar daha yeni yeni kullanılıyordu. Hepimizde yeniye olan merak, ilgi had safhadaydı. Öte yandan endişelerimiz de vardı. Angelopoulos’a dijital ve analog konusunda ne düşündüğü sorulmuştu. Yanıt yıllardır aklımda; “Dijital dünya zihinsel dokunma, analog ise tensel dokunma”. Hadi ben buna bir de beş duyumuzdan kokuyu ekleyeyim. Karanlık odada siyah beyaz fotoğraf basmanın bir kokusu vardır. Tıpkı sokakların, şehirlerin, şehirlerdeki parkların kokusu gibi. Ya İstanbul’un kokusu? Bazen deniz kenarında yürürken yosun kokusu, bazen kızartma yağında balık kokusu… Ya da nasıl demiş Orhan Veli ; Güzelim bahar rüzgârında, ter kokuları; İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı… Ahh bizim İstanbul… Ne çok değişti yıllar içinde. Değişmeyen ise onun sürprizli yüzü. Bakın size Marmaray’da yaşadığımı anlatayım. Yaş kestirmek konusunda çok iyi değilim ama aşağ...

Yorumlar
Yorum Gönder